28 Şubat 2009 Cumartesi

Sonbahar



F tipi ceza evlerini protesto eden mahkümların ölüm orucu ve özrü kabahatinden büyük olan “Hayata Dönüş” operasyonu görüntüleri ile başlıyor film. Operasyonun başladığını anons eden bu görüntüyü izlerken müdahale sonrasıda aklımıza geliyor. Yönetmen Özcan Alper bu görüntüleri de film sonunda bizlere gösteriyor. Aslında göstermesine gerekte kalmıyor. 90'lı yıllarda hapse giren ve ölüm orucuna katılmış bir mahküm olan Yusuf'un dört duvar arasından köyüne dönüşünü konu alıyor. 10 yıl boyunca hapiste kalan Yusuf özgürlerin özgürlüklerini keşfetmeye başlıyor. Ciğerlerini hapishanede bırakan Yusuf yanında birde karakarga getiriyor. Annesi ne kadar kovarsa kovsun ölümü işaret eden karga başka bir yere konuyor. Yusuf kalan sayılı günlerinde hayata ne kadar tutunmaya çabalarsa çabalasın kendi yanlızlığına esir oluyor. Bu yanlızlığı da eşsiz güzellikte ki doğu karadeniz manzaraları ile büyük tezat oluşturuyor. Yusuf hayata tutunmaya uraşırken yönetmenin 90 sonrası için de eleştirileri devam ediyor. Yusuf karakteri üzerinden SSCB'nin dağılmasından sonra ortaya çıkan küçük ülkelerdeki insanlarında hayatları filme konu oluyor. Yusuf Gürcistanlı Eka ile bir kitapçıda tanışıyor. Eka SSCB'nin dağılması ile Hopaya annesinin yanında bıraktığı 4 yaşında ki kızına bakabilmek için fahişelik yapmaya gelmiş. Eka aslında dağılan SSCB'nin geride bıraktığı kurbanlardan sadece biri. Erkeklerin fabrikalardan demir çalıp satarak, kadınların ise fahişelik yaparak hayatta kalmaya çalıştığı bir dönemin belki de isimsiz bir seyircisi Eka. Yusuf'un eski arkadaşı Mikail'in deyimiyle dışarısının daha büyük bir hapishaneye dönüştüğü dünyada, Yusuf'un uykuları sık sık öksürükler ve kabuslarla bölünür. Yusuf'u en iyi Ekanın sözleri tanımlar. "Sen Rus romanlarından çıkmış gibisin" der Eka. Yusuf rus romanlarındaki karakterlere oldukça benzemektedir. Zaten boş zamanın çoğunu rus edebiyatının örnekleriyle geçirdiği muhtemeldir. Eka ile Yusuf'un boş zamanlarında hırçın karadenize doğru eski sovyet topraklarına bakıp hatıraları canlandırıp özlem gidermek dışında büyük bir ortak noktaları daha vardır. Eka bedenini satarak yaşamaya çalışır, Yusufsa Ekanın değimiyle en güzel yıllarını sözyalizme vermiştir. İkiside SSCB'den sonra ortada kalan kurbanlardan biridir. Yusuf göçmeden önce yaylaya çıkmak çok ister. Yusuf'un ısrarlarıyla Mikaille birlikte yaylaya çıkarlar. Yanlarında mazotlarınıda unutmamışlardır. Mikail'in deyimi işte burada patlak verir. Mikail karısı ile çok severek evlenmiştir. Ama şimdi eve gitmek hiç istememektedir. Mikail de Eka'nın hotelde sürdürdüğü gibi hapis hayatını marangoz dükkanında sürdürmektedir. Yusuf eski tulumu yeniden onarıp annesinin isteği ile son nefesini tuluma doldurup çalması ile metaforik anlam kazandırırak görselleştirirken, filmi "sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına..." diye yazan bir ithafla bitirerek hak sahiplerine hakkını da vermeyi unutmuyor Özcan Alper.

0 yorum:

Son Postlar